
TÜRKİYE İLETİŞİM ÖZÜRLÜ
Sahibi olduğu Medialand PR ofisinde bir araya geldiğimiz Ergüder Tırnova Türkiye iletişim özürlü . ”Demokrasi” diyoruz ama ülkemizde bakıyorsun her şey demokrasi dışı. Aslında her şey iletişim. Türkiye sürekli kavga ediyor iletişim kurmuyor. Ve biz sektör olarak olayı götüremiyoruz. Herkes ”iletişimciyiz” diye ortada. Ancak iletişim yok.” Dedi ve günümüz medya sektörünü değerlendirdi. Bize “Bugün ben iletişimden memnun değilim” diyen Ergüder Tırnova ödüllerle, ilklerle sektörde yarım asırlık tecrübesini anlattı.
Yarım asırdır iletişimin içerisindesiniz sizi tanıyoruz. Bir de sizi sizden dinleyebilir miyiz?
Aşağı yukarı lise 1′de gazeteciliğe başladım önce İstanbul’da Vatan Gazetesi’nde sonra İzmir de ilk olarak Sabah Postası gazetesinde çalıştım. Lise ve üniversite eğitimimi orada tamamladım. Uzun yıllar İstanbul Yeni Sabah’ta, Akşam’da çalıştım ve Cumhuriyet’in İzmir temsilciliğini yaptım. İstanbul’a döndükten sonra da Cumhuriyet’te,Tercüman’da çalıştım.
Ak Ajans’ın kuruluşunu yaptım. 1978 yılından itibaren Profilo Grubu’nda halkla ilişkiler görevine başladım . O yıllarda Profilo Grubu çok büyüktü.36 şirket. Gerçek anlamda halkla ilişkileri Türkiye’de ilk defa bu Holding’de gerçekleştirdik. Holding’te gazetecilikten gelmenin çok faydasını gördüm. başarının sırrı iletişimde masanın iki yönünü de yaşamak gerekiyor. Benim en büyük şanslarımdan biri Jak Kamhi gibi iletişime çok önem veren bir kişiyle çalışmak oldu. Jak Kamhi benim ve iletişim sektörünün önünü açtı. Halkla ilişkilere dair birçok şeyi birlikte gerçekleştirdik. 80’li yıllarda Sabah Gazetesi’nin kuruluşunda bulundum ve Yeni Asır Gazetesi’nin temsilciliğini yaptım.
Bu yıllarda birçok ilki gerçekleştirdiğinizi biliyoruz;
Bugün inovasyon, yaratıcıık deniyor ya ilk diyebileceğim projelerimiz oldu. Örneğin kamuyla özel sektör arasında kopukluklar vardı. Biz bunları aştık ve bürokratlar ile Profilo arasında köprü kurduk. Sanayiyi sahada görmelerini sağladık. Daha sonra Halkla İlişker Derneği’nde göreve başladım o zamanki adı HİD idi. Ve derneğin 12 yıl başkanlığını yaptım. Ve bu dönemim için pek de mütevazi olamayacağım.
Halkla İlişkilercilerin ve halkla ilişkiler firmalarının artmasına yönelik çalışmalar yaptım. İletişim ağını geliştirmek için uğraştım. Başkanlığım döneminde 300′e yakın dernek üyemiz oldu. Bugün öyle değil.
30 yılı aşkın üniversitelerde iletişim dersi verdim ve son 3 yıl yüksek lisans öğrencilerinin eğitiminde bulundum. Birçok öğreciyi de kendi ofisim Medialand’da yetiştirdim. Çalışma hayatına atılmaları için birçok öğrenciye destek verdim Üniversitede okumak ve çalışma hayatında bulunmak farklı.
Çağdaş bir iletişimci Yılmaz Büyükerşen’ le sık sık temaslarım oldu. Biliyosunuz açık üniversiteyi o kurdu birçok öğrenci yetiştirdi .Açık öğretim bence çok iyi bir üniversite . Çünkü onlar hem çalışıp hem de üniversitede okuma imkanı bulabiliyor. Biz Yılmaz Büyükerşen’le iletişim toplantıları yapmak için de bir çok kez bir araya geldik. The Marmara Oteli sponsorluğunda öğrencilerin orada kendilerini geliştirmeleri için ortam sağladık. Burada ayda iki kere gerçekleştirdiğimiz toplantılarda öğrencileri belirlediğimiz iletişim konuları hakkında bilgilendirdik ve halkla ilişkiler ajanslarıyla tanışmalarını, hattta çalışmalarını sağladık. Aynı zamanda halkla ilişkiler ile hiç tanışmamış şirketlerde, halkla ilişkiler departmanı kurduk. Eleman sağladık. Onları iletişimle tanıştırdık.
Hem dernek başkanlığım döneminde hem üniversite öğretim üyeliğim dönemimde iletişimi artırmak için çalıştım. Ama bugün ben iletişimden memnun değilim ,artık günümüzde istenen kalitede eleman bulunamıyor oysa ki derneklerin amacı sektörü çağdaş zemine hazırlamak değil midir? Sektörü ileriye taşımak, elemanlarının kalitesini yükseltmek, iş hayatına atılmalarına destek olunmuyor.

Şirketiniz Medialand’ dan da kısaca bahseder misiniz? Birçok ödül aldığınızı biliyorum.
Medialand’ı gazetecilikten gelmem dolayısı ile bir öngörü ile kurdum. Medialand’ın kuruluşunda bunu basına duyurmak için bir davetiye hazırladım ve davetiyeye adres yazmadım. Fakat ekonominin önemli isimleri başta olmak üzere 500′ün üzerinde sevenimiz katıldı. Bu durumda beni tanıyan insanların tutumu ne olacak diye bekledim. ilk olarak Alarko Holding Eş BaşkanıÜzeyir Garih sekreterine benim için, ”o iyi bir iletişimci , adres yazmamasının vardır bir sebebi” demiş. Ve inanın kuruluşumuz çok kalabalık oldu. Ben o zaman anladım ki Ergüder Tirnova olarak iletişimde başarılı olabilirim. İlk müşterim de Profilo oldu. Sabah ve Yeni Asır’a çeşitli projeler yaptım. Daha sonra Milliyet’in Reklam ve Halkla ilişkiler departmanını yönettim. Sabah’tan sonra reklam geliştirme servisini kurduk.
Medialand’in ilk müşterilerinden biri de uluslararası bir kuruluş olan Nestle oldu. Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuş Osmanlı yemekleri projesini yaptım. Türkiye genelinde ilk büyük projemdir bu. Ve proje dahilinde Türkiye’deki tüm Kız Meslek liselerinde yemek yarışması yaptık. Nestle bu projeyle Türkiye’de kurumsallığını güçlendirdi. (Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği) İPRA dan ödül aldı.
Alarko Holding’in Alkent 2000 evleri ile ilgili de çalışmalarımız oldu. Bu projenin aktivitesi Aktüel dergisi içeriğine koyduğumuz insert ile başladı. Alkent evlerinde çok büyük bütçeli bir parti hazırladık. Ve herkesin çok hoşuna gitti. 2000 kişi katıldı. Daha sonra ikinci daveti sponsorlar eşliğinde gerçekleştirdik. Bu projemizle ilgili ödülümüzü de pazarlama dalında Japonya’da aldık.
Yine İPRA’dan önemli ödülümüz çevre ile ilgili, tabii Türkiye’nin dünyada çevre ile ilgili ödül alması enteresan. Medialand kurulduğunda Recep Tayyip Erdoğan yeni Belediye Başkanı olmuştu. O zaman belediye hava kirliliği yarattığı düşüncesiyle Türkiye kömürünü yasaklandı. İthal kömür kullanılmasını yaygınlaştırmak istiyordu. Kömür sektörü Medialand’e geldi.Oturduk düşündük, İstanbul’da hava kirleten sadece kömür mü diye? Hava kirliliğinin tek sebebi gerçekten bu muydu? Hemen araştırma yaptık. Bir proje hazırladık. Hava kirlilik ölçüm cihazlarından çıkan sonuç ile havanın; trafik, sanayi, fuel oil gibi nedenlerden dolayı da kirlendiğini belirledik. Ayrıca kömürlerin paketlemesini ve bunların marketlerde satılmasını sağladık. Kömür çıkarılan çukurların doldurulmasını sağlayıp orman alanı haline getirdik. Bu projemiz ile de Medialand IPRA’dan ödül kazandı.
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile her hafta sağlık toplantıları yapıyoruz ve bu toplantılarımız devam ediyor. Alışveriş merkezlerini halk evlerine dönüştürmek için çalışmalar yapıyoruz.
HİD çalışmalarında Türkiye’nin sadece 2 üyesi vardı. IPRA’da15 üyeye çıktık. Aslında IPRA’nın yolunu biz açtık. Benim başkanlığım döneminde IPRA’nın tüm toplantılarına üyeler halinde katıldık. 1989 yılında İstanbul’da düzenlediğimiz kongreye büyük katılım sağlandı.
Bu eventleri geliştirmek, iletişimi bilmek, iyi yönlendirmek ve çalışan ekip olurşturmakla gerçekleştirdik. Günümüzde mesleğimiz istenile düzeyde yürümüyor.
Sektörümüzü yorumlayabilir misiniz?
Eskiden çalıştığım gazetelerde ve son görev yaptığım Sabah Gazetesi’nde örneğin reklam departmanında en fazla 5 – 10 kişi çalışırdı. Günümüzde reklam departmanlarında çalışan sayısı 50 – 60’ın üzerinde. Gazetelerin okunurluk oran düşük. Gazeteci toplumsal haber yapamıyor. Eskiden atlatma haber yapardık. Ayrıca son dönemde yaşadığımız olaylar yüzünden arkadaşlarımız çok zor durumda, ülkemizde şartlı medyacılık yapılıyor. Meslek ilkelerimiz doğrultusunda çalışamama sorunu var. Okur kitlesini de düşüren bir şey bu. İnternet gazeteciliği de tirajları düşürdü. Gazeteler reklam ve satışı iyi koordine edemiyor, dolayısı ile zarar var.
Bir başka konu da toplum olarak iletişim kuramıyoruz. Herkes kendi dediğinin doğru olduğunu inanıyor. Gerçeğe yüz çeviriyor. Buna da demokrasi deniyor.
Türkiye iletişim özürlü . ”Demokrasi” diyoruz ama ülkemizde bakıyorsun her şey demokrasi dışı. Güney Afrika’da demokrasiyi yerleştirme çalışmaları sırasında, halka bunu nasıl öğretebiliriz diye düşünürken, orada herkese trafikte kırmızı ışıkta durmayı öğretmişler ve onlar kırmızı ışıkta durmayı öğrenirlerse yasalara da riayet ederler mantığıyla hareket etmişler.Yani aslında her şey iletişim. Türkiye sürekli kavga ediyor iletişim kurmuyor.
Ve biz sektör olarak olayı götüremiyoruz. Herkes ”iletişimciyiz” diye ortada. Ancak iletişim yok. Türkiye’nin gelişmesi ve kalkınması da ise ancak iletişimle olur.
Türkiye ve markalar konusunda neler söylersiniz?
Son zamanlarda bir markalaşma yatırımları görüyoruz. Ben profilo grubunda çalışırken AEG markası vardı. AEG’yi kendi markamıza dönüştürüp Profiloyu yaratmak düşüncesindeydim. Bir strateji belirlemek istedik. Başlangıç noktası tespit ettik. O noktada Karadeniz oldu. Bölgeye gittiğimde Belediye Başkanı’na siz burda niye bir fuar yapmıyorsunuz? dedim. Profilo sponsorluğunda bir fuar düzenledik, düşündüğümüz gibi oldu. Fuar ile paralel Profilo markalı ürünlerini tanıttık ve Profilo bu bölgede yeşerdi. Markamız çok ilgi gördü. Trabzon’dan Samsun’a kadar tüm bölgeden bayilik aldık ve çok ürün satıldı. Profilo günümüzde de bakarsanız markası altındaki ürünlerin satılması açısından, bilinirliği açısından çok iyi durumda.
Marka yaratmak için biraz sabırlı olmak lazım, istikrarlı olmak lazım, ürün kalitesi yüksek ve ürüne çok fazla yatırım yapmak lazım. Ve markanın iletişimini iyi yapmak gerekiyor. Çağımızda marka yaratmak çok önemli ve gereklidir.
Gazetecilere tek bir cümleyle bir mesaj istesek;
Onlara tek cümleyle mesaj iletecek olsam, sabır ve kolaylık dilerim. Hepsi baskı altında çalışyor
