image002_a
Posted: 20 Ocak 2014 By: Comments: 0

Leo PR Ergun Gümrah

KİM İLETİŞİMİ YÖNETİR

13 yıldır Leo PR’da yöneticilk yapan Ergun Gümrah “İletişime esir olmuş” bir dünyada yaşıyoruz, dünyada yaşanan tartışma ise “kim iletişimi yönetir” konularının öneminin altını çizdi. Ve “kalbim gazetecilikte kaldı ama artık Türkiye’de anladığımız anlamda bir gazetecilik yok” dedi.
Uluslararası networke bağlı, tamamen yabancı sermayeli bir iletişim grubunun içerisinde bir Halkla İlişkiler şirketi Leo Pr Genel Müdürü Ergun Gümrah ile Leo PR ofisinde bir araya geldik.

image001_b

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ben eski bir gazeteciyim. Ve her ne kadar kızarak da ayrılsam, kalbi gazetecilikte kalmış bir insanım. İzmir’de Yeni Asır Gazetesi’nde başladım gazeteciliğe. Sonra Sabah macerası ile İstanbul’a göçtüm. Sonra Hürriyet, sonra kısa bir dönem Milliyet ve Dr. Stress programı ile televizyonculuğa geçtim. Prototipini benim yazdığım “Tartışma Büyüyor” programıyla Nedim Saban ve Tuna Serim’in yaptığı bir tartışma programını hayata geçirdik. İşte bunlardan sonra televizyon kurma maceralarım başladı. Kanal E’yi kurduk arkadaşlarla beraber. Kanal E’den sonra bir Kent Tv deneyimi oldu. O Bloomberg tipi televizyonun ilk örneğidir Türkiye’de. Kanal E de Türkiye’de ilk ekonomi televizyonuydu. Dr. Stress’de internetin ilk televizyon programıydı. Sanırım hayatımda pek çok ilk var. Daha sonra Cumhuriyet Gazetesi’ne bir televizyon kurma uğraşı içerisine girdik bir altı ay sonra da bu kanal kapandı ve Türkiye’nin ilk sağlık kanalı Medical Channel’ı kurduk. Bütün bunlardan sonra basından sıtkım sıyrılarak ara verdim. 13 yıl önce Leo Burnett’in içinde kurulmuş olan Leo PR’a yönetici olarak geldim. Bu aynı zamanda MSL Group’un Türkiye operasyonunun da başladığı bir süreçti. Aslında ben biraz o operasyon için gelmiştim buraya. Yani yine bir başlangıçtı. Biz o günden bu yana MS&L’in Türkiye ofisi olarak hizmet veriyoruz. Böylelikle benim hayatımın bir parçasında yine çok sevdiğim gazeteci arkadaşlarım var. Meslekte 30 yıldır tanıdığım dostlarımdan kopmadım böylelikle.

Leo PR’den kısaca bahsedebilir misiniz?
Leo PR uluslararası networke bağlı, tamamen yabancı sermayeli bir iletişim grubunun içerisinde bir Halkla İlişkiler şirketi. İki tane ismimiz var. Bir tanesi Leo PR ve MSLGroup’u Türkiye’de temsil ediyoruz dediğim gibi. Dolayısı ile MSL Türkiye diye de bir ismimiz var. Leo PR’ın birkaç tane çok güçlü olduğu alan var. Sağlıkla ilgili çok ciddi bir deneyimiz var. Sağlıkla ilgili her zaman müşterilerimiz olmuştur. Gerek ilaç, gerek hastane, gerekse sağlığın diğer kollarında uzun yıllar müşterilerimize hizmet verdik, hala hizmet veriyoruz. Şu anda üç tane sağlık müşterimiz var. Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri, Anadolu Sağlık Merkezi, Astellas İlaç. Bunun yanında finans alanında da kuvvetliyiz. 13 yıldır Türkiye’ye girdiği günden bu yana Western Union’a hizmet veriyoruz. Türkiye’nin en hızlı büyüyen, oldukça yenilikçi bir bankası olan Odeabank Türkiye’de yola bizle çıktı. Ayrıca teknoloji alanında da çok kuvvetliyiz. Teknoloji alanında HTC ve Gigaset gibi iki tane çok güçlü müşterimiz var. Dünyanın en iyi telefon üreticisi ikisi de. Hızlı tüketim mallarında ise sektörün lider markası Doğadan ile çalışıyoruz uzun yıllardır. Ayrıca gelişen, dünyada Pazar her geçen gün arttıran El-Bİ var. Biz; değişen dünyanın şartlarını çok çabuk kavramış ve bu şartlara çok çabuk kendimizi uyarlamış, müşterilerimizin önünde koşan bir şirketiz. Burada tabi Leo Burnett’in içerisinde olmanın pek çok avantajı söz konusu. Sosyal medya’ya çok inanıyoruz. Bunun en önemli göstergelerinden bir tanesi Sosyal Medya’da 7-8 yıldır proje yapıyor olmamız. Müşterilerimizin sosyal medya hesaplarını kuruyoruz ve yönetiyoruz. Bu anlamda geniş bir deneyimimiz var ve kendimizi geliştirmek için çok çalışıyoruz.

Bir de Markom Leo Burnett var değil mi?
Artık Markom’u çok kullanmıyoruz ama Leo Burnett’in altında 4 tane birim var. Bunlardan bir tanesi ana amiral gemimiz Türkiye’de çok uzun yılları kapsayan bir geçmişe sahip Markom’u satın alan Leo Burnett reklam şirketi. Hem çizgi üstü, hem çizgi altı hizmet veren Türkiye’deki önemli ilk beş reklam şirketinden biri. Bunun dışında ARC diye bir yapılanmamız var. Onlar da çizgi altı işlerde biraz daha kuvvetliler. Shopper marketing yapıyorlar, bu konuda uzmanlaşmışlar. Ayrıca Leo Health diye sağlık alanında uzmanlaşmış bir yapımız var. Sosyal Medyayı hem Leo PR’ın içerisinde hem de ayrı bir çatı altında yönetiyoruz. Yani bir de Leo PR var. Ben Leo PR’ın yöneticisiyim.

Halkla ilişkiler ve halkla ilişkilercilik hakkında neler söylersiniz?
Aslında çok geniş bir soru. Üzerinde anlaşılmış, en iyi bu anlatıyor denilen tek bir tanımlama da yok. Ama halkla ilişkilerin, pazarlama iletişiminin en kuvvetli elemanlarından bir tanesi olduğunu söyleyebiliriz.
İletişimin her geçen gün öneminin arttığı bir dönemde yaşıyoruz. Bunu tersinden bir örnekle söylemek gerekirse iletişimin bizi neredeyse esir aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir dönemde markalar, fikirlerle ve hizmetleri üretenlerle bunları tüketen kişileri buluşturma noktasında Halkla İlişkilere çok önemli bir görev düşüyor.
Halkla İlişkiler Pazarlama İletişimi’nin enstrümanlarından bir tanesi ama tek değil. Bu konudaki tartışma dünyada devam ediyor “Kim iletişimi yönetir” diye. PR’cılar olarak iletişimi PR’cıların yönetmesi gerektiğini düşünüyoruz. Belki reklamcılar kendilerinin yönettiğini söylüyor. Ama burada hangi parti daha kuvvetliyse ağırlığını o koyuyor. Aslında ortaklaşa yürütülen bir çaba. Burada verilen bir örnek var. Halkla İlişkilerin tüm puzzle’ı birleştiren aradaki yapıştırıcı görevini görmesi. Tüm iletişim disiplinlerini bir arada yönetmeyi sağlayan, uygulamayı sağlayan bir yönetim biçimi ve disiplini.
Halkla İlişkilercilik lafı ise aslında çok sıkıntılı. Bana birazcık demode bir deyim gibi geliyor. Bunu isterseniz iletişimcilik diye değiştirmekte fayda var. Çünkü yaptığımız iş iletişim. Halkla İlişkiler yani public relations’un Türkçe çeviriminde de bir tartışma var, yanlış olarak çevrildiği ve biraz public efficassy’in alt birimi gibi düşünüldüğü şeyler söz konusu. Ama ben halkla İlişkilerciliğe şöyle bakıyorum. İletişim Uzmanı kurumunun bütün iletişimini yönetebilecek yetkinlik ve vizyona sahip, gerek stratejik, gerek yaratıcılık bakımından hem hizmet verdiği kurumu, hem de hizmet vereceği halkı, popülasyonu çok iyi analiz edebilen, tanıyabilen kişi olarak tanımlıyorum halkla İlişkilerciyi.

Markalar ve basın işleyişi hakkında düşüncelerinizi sorsak? (Gazeteciler pek marka haberi yapmak istemez)
Artık gazeteci arkadaşların eskisi kadar markalara çok direnci yok. Gerçi ne kadar gazeteci kaldı ortada ona da bakmak lazım ama. Mevcut sistem içerisinde konuşursak markalar kendilerini ifade etmek, hedef kitlelerine kendilerini anlatmak istiyorlar. Gazeteci arkadaşlar da haber yapmak istiyorlar bu noktada ortak buluşabilecekleri pek çok yer var. Dünya örneklerine baktığımızda gazetelerde halkla ilişkiler şirketlerinin ürettiği içerikler önemli bir biçimde yer alıyor ve çok ciddi bir yer kaplıyor. Bizim görevimiz de gazeteci arkadaşlara doğru içerik sağlamak yani markalarla onların bağını kurmak. Nasıl markalarımızın hedef kitlelerine bağ kurmak görevimiz varsa o markalarla ilgili doğru bilgi akışını gazeteci arkadaşlara sağlama yükümlülüğümüz var, bu bizim işimiz. Gazeteci arkadaşlar da tabii burada en doğru bilgiyi bulmak ve aramakla yükümlü çünkü “gazetecilik doğruyu arama sanatıdır”. Dolayısı ile bunlar birbirileriyle bir anlamda iş ortağıdırlar. Elbette kriz dönemlerinde bunlar birbiriyle çatışabilir. Orada da ahlak kurallarından vazgeçmemeliler. Bunlardan vazgeçilmediği sürece bu ilişkiler sağlıktlı yürüyebilir diye düşünüyorum.

Sektörün yenilerine neler önerirsiniz?
Bir defa dünyayı okuyup, izlemeyen, anlamayan içinde yaşadığı toplumun duygularını, katmanlarını kavramayan o toplumun tarihinden habersiz, günlük siyasetinden habersiz bir insanın halkla ilişkilerci olması bence mümkün değil. Zaten olmasın da. Halkla İlişkiler neredeyse bütün iletişim disiplinin en fazla entelektüel birikime ihtiyaç duyan dalıdır. Çünkü politikayı, siyaseti, sanatı, tarihi bilmeniz lazım. Bunları bilmeden halkla ilişkiler ve halkla ilişkilercilik yapmak çok eksik olur. Ancak organizatörlük yaparsınız, danışmanlık değil. Bu anlamda yeni arkadaşlara bu donanımları kazanabilmek yolunda adım atmaları gerektiğini ve mutlaka bir kaç yabancı dil öğrenmelerini öneriyorum.

Gazeteciler için bir mesaj istesek?
Gazetecilere hiçbir mesajım yok. Ben kendimi hala gazeteci gibi hisseden bi insanım ve gazeteciliğin içinde olduğu durumla ilgili çok çok derin üzüntülerim var. Türkiye’deki gazetecilik sorunu aslında bir bakıma demokrasi sorunudur. Bu yüzden hiç bir şey söylemek istemiyorum.

Türkiye’de gazeteciliği yorumlayabilir misiniz? diye sormalıymışım o zaman.
Şimdi burada bunları söyleyip de kendimi dövdürtmeyeyim. Ben hala İzmir Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Sürekli Sarı basın kartı taşıyorum. Meslekte fiilen 20 yılım geçti. Benim için gazetecilik kutsal bir meslek ama Türkiye’de artık gazetecilik yok. En azından bizim anladığımız anlamda yok.

Share This!


Client: Leo PR Ergun Gümrah
Date: 01/19/2014
Kim İletişimi Yönetir