
TOPLUMU DEĞİŞTİRME NOKTASI
Celal Toprak kendini şu sözlerle ifade ediyor” Batı ülkelerinde şöyle denir; ne kadar çok sivil toplum örgütünde varsanız o kadar çok toplumsal etkinlik içerisindesiniz demektir ve toplumu değiştirme noktasındasınız demektir. Ben hep bu sorumluluğu hissettim ve bu benim hayat felsefem.”
Ekonomi gazetecilerini aynı çatı altında toplayan bir örgütlenme olan EGD’nin Başkanı Celal Toprak mecra bölümüzün bu ayki konuğu. Celal Toprak’a EGD, ekonomi medyası, marka haberciliği konularını sorduk.
EGD’den kısaca bahsedebilir misiniz? Sizi de biraz tanıyabilir miyiz?
Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) yaklaşık 7 yıl önce, daha önce Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin (EMD) İstanbul şubesini oluşturan üyeler tarafından kurulmuş. Ekonomi gazetecilerini aynı çatı altında toplayan bir örgütlenme. Ve sadece İstanbul değil Türkiye’nin her yerinden ekonomi gazetecileri EGD’ye üye. Türkiye’nin birçok yerinden gazetecimiz var. Adana, Trabzon, Erzurum, Kayseri, İzmir, Antalya, Ankara gibi bir çok ilde temsilciliklerimiz var. Ve oralardan da üyelerimiz var. Ekonomi gazeteciliği yapan, ekonomi muhabirliği, yazarlığı, editörlüğü yapan ekonomiyle ilgili analiz haberler yapan tüm çalışanlar bizim üyemiz. Hem televizyonlarda, hem yazılı basında, hem internet medyasında şimdi çok yaygınlaşıyor biliyorsunuz bunların hepsi bizim üyemiz. Üye sayımız 800’e yaklaştı bu an itibariyle. EGD bi takım toplantılara ev sahipliği ile örgütlenme yapıyor. Üç büyük zirvemiz var bir araya geldiğimiz. Bunlardan biri yılbaşında 26 Aralıkta yani Aralık sonunda yaptığımız yeni yıla merhaba dediğimiz, eski yıla veda ettiğimiz, iş dünyasının, bürokrasinin, siyasetçilerin bir araya geldiği bir organizasyon. Bu haber ağırlıklı bir toplantı değil üyelerimiz eşleriyle birlikte katılıp, bir araya geliyor ve yılbaşı buluşması gerçekleştirmiş oluyorlar. Biz de yıl içinde yoğun çalışma temposu içinde olduğumuz için üyelerin birbirleriyle görüşmelerine imkan sağlamış oluyoruz. İkinci bir organizasyonumuz Mart ayı sonunda yaptığımız bir organizasyon. O da Kartepe’de yapılıyor. Kartepe’yi bir Davos zirvesi yapma hedefimiz var hala. Uzun süredir yapıyoruz, 8. 9.unu yapacağız bu sene. Orada da yine ekonomi gazetecileri, çoluk-çocuk ailece bir araya geliyor, iki günlük bir etkinlik bu. Cumartesi günü “Ekonomi Gazeteciliğinin dünü, bugünü, yarını” tartışılıyor. Bu konuyla ilgili gelişmeler ele alınıyor. Sonra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı (TOBB) Rıfat bey (Hisarcıklıoğlu) bir konuşma yapıyor. Rıfat bey Türkiye Ekonomisi’nin o andaki durumunu ve ekonomi nereye gidiyor onu anlatıyor. Pazar günü ise serbest. Herkes ailesiyle birlikte vakit geçiriyor, hem de bir dayanışma tarafı oluyor. Üçüncü ve önemli bir diğer etkinliğimiz ise Haziran ayında yaptığımız bir etkinlik. Orada ekonomi gazetecilerinin bir yıl içinde yaptıkları haberleri ödüllendiriyoruz. Başarı ödülleri veriyoruz. Ödül töreni şeklinde gerçekleştiriliyor. O da İstanbul Ticaret Odası’nın Cemile Sultan Korosu’nda yapılıyor. Böylece üç büyük etkinliğimiz var. Bunun dışında ekonomiyle ilgili Bakanlarla bir araya geldiğimiz, ekonomiyle ilgili kurum ve kuruluşlarla ortaklaşa yaptığımız birçok etkinliğimiz daha var. Ama bu üç büyük etkinlikle ekonomi gazetecilerini bir araya getirmiş oluyoruz. Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) kısaca bu.
Ben yaklaşık 30 yıldır gazetecilik yapan biriyim. Bunun önemli bir kısmı yani 20 yıllık bölümü ekonomi gazeteciliğinde geçti. Aslında ekonomi gazeteciliği tarihiyle ilgili bir kitap yazdık ben editörlüğünü yaptım o kitabın, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden çıktı. Oraya baktığımda gördüm ki ilk ekonomi gazetecileri biziz. Yani ekonomi gazeteciliği çok eski bir alan değil. Bizden önce ağabeylerimiz var Hasip Ünal gibi işte Osman Arolat gibi, Ali Gevgili gibi çok önemli isimler ve bu konuda etkin önümüzü açan Nezih Demirkent gibi ama onlar tek tekmiş, kitlesel olarak ekonomi gazeteciliği bizim kuşakla birlikte oluşuyor. İşte kimler Vahap Munyar, Celal Toprak, Emine Munyar, Talat Yeşiloglu var. Yani hepsinin aynı kuşağa tekabül ettiğini görüyoruz. Ekonomi Gazeteciliği’nin dışında çok sayıda sivil toplum örgütünde çalışıyorum, üyesiyim, başkanlığını yaptığım sivil toplum örgütleri var. Şöyle düşünüyorum o konuda da İskandinav ülkelerinde, Batı ülkelerinde şöyle denir; ne kadar çok sivil toplum örgütünde varsanız o kadar çok toplumsal etkinlik içerisindesiniz demektir ve toplumu değiştirme noktasındasınız demektir. Şimdi ben hep şu sorumluluğu hissettim benim bir oğlum var Gezi Kuşağı’nda. Gezi Kuşağı diye bir kuşak var biliyorsunuz. Gezi eylemleri sırasında eylemlerde, organizasyonunda yer almış bir çocuk (benim için tabi hala çocuk) işte baktığınızda o kuşağa hesap vermek gibi bir zorunluluğumuz var. Sonuçta biz onların babası, annesiyiz. O çocuklar bize soracaklar, Türkiye böyle bir noktaya geldi siz ne yaptınız? diye. O zaman biz onlara pozitif cevaplar vermeliyiz, iyi anne, iyi baba olmanın kıstaslarından biri de bu artık. O çocuklara pozitif cevaplar verdiğiniz sürece onlar sizi öyle algılar yani sadece onlara her dönemde çikolata almış olmanız yeterli değil. Ülkenin dünyanın gelişmesine nasıl bir müdahillik içinde olduğunuz da önemli. Onlara hesap verme noktasından hareket ederek çok sayıda sivil toplum örgütünün içinde yer almaya özen gösterdim. Ben de çevremi kendi gücüm oranında değiştirmeye çalışıyorum bu benim hayat felsefem. EGD dışında TGC yönetim kurulu üyesiyim. İşte Yeni Arayışlar Ve Girişim Platformu’nun başkanıyım, çok sayıda bunun gibi. Oğlum öğrenciyken okul aile birliği başkalığı bile yaptım. Üniversitede yapamıyorum tabi onu ama onunla birlikte hareket edip kuşak farkını ortadan kaldırmaya çalışıyorum. Yani hayat felsefesi olarak bunlara benimsemeye çalışıyorum.

Ekonomi haberciliğini anlatabilir misiniz?
Ekonomi haberciliği ile ilgili üniversitede de ders veriyorum. Ekonomi haberciliğini orada da anlatmaya çalışıyorum çocuklara. Şöyle ifade edeyim; Türkiye’nin önde gelen iş adamlarından biriyle yemekte sohbet ederken bir haber gösterdi bize haberde şöyle bir ifade vardı “ünlü işadamı eşiyle birlikte yaptığı doğum gününde falanca gece kulubünü kapattı ve çılgınca bir parti düzenledi” diye bir haber. Dedi ki ben son altı aydır New York’a gitmedim ve böyle bi gece kulubü yok çünkü iki sene önce kapandı ve eşimin doğum günü tarihi de o günde değil. Yani haberin hiçbir tarafı doğru değil ama bunu gülerek anlattı esprili bir şekilde. Ben de bunu bize gülerek anlatıyorsun da sizin şirketten herhangi bir şeyi mesela cirosunu yazarken virgülü yanlış yere koysak ya da CEO’nun adını soyadını yanlış yazsak kıyamet kopuyor, ertesi günün bunu tekzip edin, bilmem ne yapın diye on kişi arıyor. Dedi orası ekonomi sayfaları. Şimdi yani ekonomi sayfalarının böyle bir özelliği var, ekonomi sayfalarında haber yazmak kolay değil, çok bilmek, araştırmak gerekiyor. Mümkün olduğunca yanlış yapmamak gerekiyor, spekülasyona ya da bi takım yanlış anlaşılmalara yol açacak ifadelerden uzak durmak gerekiyor. Ekonomi haberciliği bu anlamda çok önemli diye düşünüyorum. Belki farklı düşünenler olabilir ama diğer haber dallarına göre bence daha önemli.
Türkiye’de Ekonomi medyasını (haberciliğini) yorumlayabilir misiniz?
Biraz önce bahsettim TGC den çıkan Türkiye’de ekonomi haberciliği tarihi kitabı. TGC’ye yolunuz düşerse bu kitaptan bi tane edinin. Bu kitap her şeyi anlatıyor. Kitap ücretsizdir.
Türkiye’de marka ve şirket haberciliğini değerlendirebilir misiniz?
Biz ekonomi gazeteciliğine başladığımız dönemde şirket haberlerinin manşet olması çok ayıp bi şeydi, haber değeri taşısa bile. Mesela bir şirket yeni bir arge, bir buluş gerçekleştirmiş belki o buluş insan hayatını etkiliyor. Arabanızda kullanıyorsunuz benzin masrafınız yüzde yirmi beş düşüyor mesela. Bu bir haber değil midir? Bu bir şirket haberidir, herkesi ilgilendiren araba kullanan milyonlarca insanı ilgilendiren bir haberdir. Ya da Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri Koç’un CEO’sunun yaptığı bir açıklama bir şirket haberidir Koç’un çalışanlarını ilgilendirir ki Koç’un çalışanları yüzbindir. Koç ile işbirliği içerisinde olan binlerce insanı ilgilendir bayiler vs. gibi. Koç’da çalışmış, çalışacak olan bi şekilde ilgisi olan insanları ilgilendirir. En önemlisi çok büyük bir oyuncudur. Ekonomi ile ilgili herkesi ilgilendirir. Kim ekonomi ile ilgili ben ilgisiz insan sayısının çok az olduğunu düşünüyorum. Öğrenci, ev hanımı, işadamı, memur ilgili herkes ilgili. Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinin CEO’sun yaptığı açıklama bence manşet olacak bir durumu varsa bundan çekinilmemelidir. Ama biz gazeteciliğe başladığımız dönemde şirket haberini manşet yapmak ayıptı. Niye öyle algılanırdı ben şimdi onu değerlendiriyorum çünkü o zaman şirket ağırlığını, özel sektör ağırlığının çok az olduğunu düşünüyorum. Yani ekonomi esas olarak kamunun elindeydi kamunun bütün yapısına baktığınızda yüzde 70-80’lere ulaşır. Bankalar devletindi, sanayi kuruluşları devletindi, basma, ayakkabı fabrikası vardı devletindi. Yani biz ekonomi gazeteciliğine başladığımızda devlet ekonominin büyük hakimiydi. Ve dolayısı ile Adnan Kahveci’nin söylediği, ya da Ekrem Pakdemirli’nin söylediği, ya da Özal’ın söylediği manşet olurdu. Ama şimdi öyle değil. Her ne kadar devlet ekonominin üzerinde önemli bir oyuncu gibi görünüyorsa da Dünyada da Türkiye’de de özel sektörün, şirketlerin ekonomi ve insan yaşamı üzerinde çok büyük ağırlığı var. Onun için şirket haberleri de artık eğer haber değeri taşıyorsa bunun altını çiziyorum insan hayatını yakından ilgilendiriyorsa, şirket Türkiye dışında gelişiyor ve gelişmişse, bu tür haberler manşet olmalıdır. Bunlardan çekinmemek lazım marka ve şirket haberciliğine artık böyle bakmak lazım diye düşünüyorum. Dünya buna böyle bakabiliyor ama biz pek böyle bakamıyoruz. Türkiye’de marka ve şirket haberciliğine biraz farklı bakılması gerekiyor. Ekonomi gazetecileri bu noktada biraz farklı bakıyor ama diğer gazetecilerinde bundan etkilenmesi lazım diye düşünüyorum.
Ekonomi gazetecisi olmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?
Gazetecilik bir yaşam biçimi. Örneğin bugün sizinle Cumartesi günü söyleşi yapıyoruz. Türkiye’nin yüzde 80’i Cumartesi günü izin yapıyor. Geçenlerde bir arkadaşımız farklı bir sektöre geçmiş bana bir mesaj göndermiş diyor ki 20 yıldır Cumartesi günleri izin yapmamıştım çok özlemişim diyor. Biz gazeteciler iki gün tatil yapamıyoruz. İki günü bırakın yarın yani Pazar günü önemli bir şey olsa ben işimin başındayım. Sürekli devam eden yani yaşam biçimi haline gelen bir olay gazetecilik. Onun için gazeteciliği tercih edenler ve edecekler mırın kırın edeceklerse ve bunun bir yaşam biçimi olduğunu red edeceklerse bu mesleği tercih etmesinler. Ve kendileri sürekli geliştirip çok çalışmaları gerekiyor.

Gazeteci ve halkla ilişkilercilere bir mesaj iletseniz?
Biz ortak deklarasyonlar yayınladık PR şirketlerinin oluşturduğu derneklerle. Çünkü ekonomi gazetecilerinin birçok partneri var, birlikte çalıştığı meslek grubu var. Bunların en başında da PR yapan şirketler ya da arkadaşlarımız geliyor. Burada önemli olan onların mesleklerini önemsemeleri gerekiyor, mesleklerini ne kadar önemserlerse bize de mesleğimizin ne kadar önemli olduğunu hatırlatırlar. Yani bize haber olmayan bir şeyi göndermesinler ve bizi zorlamasınlar onun haber olarak girmesi için. Zaten o haberse onun torpile ihtiyacı yoktur deyimi yerindeyse. Onun için projeler üretip şirketlerinin ve markaların haber olacak boyutlarını ortaya çıkarıp bizimle paylaşmalarını söyleyebilirim, önerim, mesajım bu. İşlerini doğru temelde yaparlarsa o iş de yükselir.
Gazeteciler içinse sürekli kendilerini yenilemek noktasında donanımlarını artırmalarını öneriyorum.