cem sarıoğlu_a
Posted: 18 Mart 2014 By: Comments: 0

Müzik Sektörü Cem Sarıoğlu

Bu enstrümanı çalmak istiyorum ne yapmam lazım?

Müzik piyasasının içerisinde bir kimlikle değil, birden fazla kimlikle yer alan Cem Sarıoğlu Sound Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni aynı zamanda Aydilge Projesi’nin Müzik Direktörü ve Gitaristi.
“1992 yazında babamla bir akşam Bodrum’da yürürken, Beyaz Ev diye bir bar vardı şimdi yerine başka bir şey açılmış orada inanılmaz güzel bir gitar sesi duydum ve babama buraya bir bakalım dedim. Yavuz Çetin o akşam orada çalıyordu. Tabii ben büyülenmiş bir şekilde kalakaldım. Babam da rock müziği sevdiği için orada iki saat kadar kaldık. Ve ben orada Yavuz’un yanına gittim ve dedim ki; ben bu enstrümanı çalmak istiyorum ne yapmam lazım?” Sarıoğlu bu meslek önerilmez dedi ve mesleğini yapmaya karar verişini bu sözlerle anlattı.
Cem Sarıoğlu ile müzik sektörünü konuştuk.
cemsarıoglu2a

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Tabii. Beni nereden hatırlayabilirsiniz? 94.5 Rock Fm’de iki programım var benim. Biri +5-5 Perşembe akşamları 5 yıldır devam ediyor yaklaşık, diğeri de bir buçuk ay önce başladı, Radyo Coğrafika. K2 Outdoor sponsorluğunda hazırladığımız, macera ve doğa sporları üzerine Türkiye’deki tek yapım. +5-5’de 80ler 90lar çalan tek yapım. Rock Fm’den bu şekilde hatırlayabilirsiniz ve Aydilge Projesinin müzik direktörlüğünü ve gitaristliğini yapıyorum. Aydilge ile de on yıl oldu. Onunla projenin ilk demolarından şu ana kadarki büyüme aşamalarına kadar olan yolculuğumuz devam ederken bir de Sound Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyorum, bu projemizle de yaklaşık altı sene oldu.
cemsarıoğlu
Sound Dergisi’nden biraz bahsebilir misiniz?
Sound Dergisi Aydilge ile benim kendi projemiz, bunu bir yayınevine sponsorlu olarak verdik ve yaklaşık altı yıldır devam ediyor. Türkiye’nin tek müzik prodüksiyon dergisidir. Genelde müzik dergileri albüm çıktıktan sonra sanatçılarla konuşurlar, biz ise bu işin yapım aşamasını, prodüksiyon aşamasını, kayıt aşamasını ele alıyoruz. Sound Dergisi’nden önce de Volume Dergisi’ni yapmıştım ben beş sene. Yine aynı konseptte bir dergiydi sadece onun sponsoru farklıydı, Volume Dergisi’nin sponsoruyla bitirdikten sonra Sound Dergisi’ne başladık. Sound’un yetkisi içerisinde Almanya’da düzenlenen bir müzik fuarına katılıyorum, müzik prodüksiyon fuarı. Oraya Türkiye’yi temsilen katılan tek Türk gazeteciyim. Ve her sene müzik prodüksiyonları alanında, Türkiye müzik piyasası hakkında seminerlerdeki konferanslarda yaklaşık 5-10 dakika arası Türkiye adına İngilizce sunumlar yapıyorum, tabii onun yanı sıra enstrüman, en son çıkan prodüksiyon alanında yazılımlar, mikrofon gibi cihazlarında dünya lansmanlarına katılıyorum. Çeşitli ürünlerin lansmanlarına beni müzisyen olarak da davet ediyorlar. Geçen sene mesela, Fender Gitarları’nın en yeni modellerini çalma şansım olmuştu. Dünya lansmanı olarak seçilen gitaristlerden biri olarak beni çağırmışlardı. O da tabi benim için çok gurur verici ve bu benim müzisyen kimliğimi de tatmin eden bir şey Genel olarak müzik piyasasının içerisinde bir kimlikle değil, birden fazla kimlikte yer aldım bu da benim öyle olacağım diye değil de zaman içerisinde insanların kabulü, benim ilgi alanlarımın insanların merakıyla örtüşmesi bağlamında gerçekleşti, birazcık da şanslıyım sanırım, ama keyifli bir işteyim.

Müzik yayıncılığı sektörünü yorumlayabilir misiniz?
Şu anda sizin yaptığınız iş, benim yapıyor olduğum işten daha güncel bir iş onu belirtmek isterim çünkü dergi yayıncılığından ziyade insanlar artık her şeyi internet üzerinden (ben de dahil) takip ediyor. Zaten Türkiye’de müzik dergisi olarak sanırım bir BlueJean kaldı bir de biz kaldık, bütün hepsi yok oldu gitti maalesef. Doğu Yücel benim iyi arkadaşımdır müzik yayıncılığından, o yeni bir dergi daha çıkarıyor. Headbang. Üçüncü bir dergi katıldı aramıza bu da çok güzel. Ben onları rakip olarak görmüyorum yoldaş olarak görüyorum. Bu yüzden de bizim Sound olarak pozitif bir elektrikte bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Ve bu yüzden pozitif de karşılanıyoruz. Ama şöyle bir sıkıntı var müzik dergisi çok zor satılan bi iş, ve biz dergi yayıncıları olarak görüyoruz ki anormal bir sanatçı yığılması var, albümlerden koyabildiğiniz yayınlar oluyor, koyamayacağınız yayınlar oluyor. Biz prodüksiyon dergisi olduğumuz için enstrüman dergisiyiz aynı zamanda ve tek olduğumuz için alanımızda ve her çıkan yeni ürün bizim ofisimize gönderiliyor, enstrümanlar, amfiler, mikrofonlar, ses kartları, yazılımlar ve tabii sizin iyi kalpli olduğunuza inanması gerekiyor sektördeki insanların, diğer firmanın gitarla ilgili haberini girdim ama bir diğer gitarla ilgili firmanın haberi giremedim mesela ve tek dergiyim başka alternatif de yok, niçin haberimizi yayınlamıyorsunuz? , niçin bizim ürünümüzü beğenmiyorsunuz? Yani alınganlıklar olabiliyor. Ne kadar az yayın organı var o kadar fazla alıngan şirket, sanatçı ve sanatçı menejeri var. Bunu örneğin BlueJean’e de sorsanız onlarda aynı şeyi söyler. Ne kadar fazla alternatif var o kadar kaliteli içerik var, rekabet çünkü iyi olmanızı gerektiriyor. Ama biz Sound olarak rakibimiz olmasa da yurt dışında ne yapıyorlarsa da aynı standartlarda, aynı formatlardaki haberciliği reklam kaybetmek uğruna uyguluyoruz. Bizim Aydilge ile böyle bi duruşumuz vardır. Belki o yüzden bize saygı duyuyorlar. Radyo programında da lafımızı pek esirgemiyoruz; nazik, kibar, kalp kırmayan ama doğrulardan da vazgeçmeyen bir habercilik anlayışımız var müzik alanında. Bizim yaptığımız albümlerde de yapılan eleştirileri doğru buluyorum. Ve bizi onların ne pohpohlamalarını ne de dinlemeden yermelerini istiyorum bu benim tercihim, bunu da sanatçı tarafından söyleyeyim..

Müzik PRını değerlendirir misiniz?
Sanatçı tarafından değerlendireyim öncelikle ondan sonra gazetecilik tarafında değerlendireyim. Müzik PR’ında benim Aydilge ile beraber on yıldır çalıştığım birçok PR’cımız oldu. Türkiye’de birazcık iyi PR yapan insanın basın ve medyadaki kilit noktalarla yakın dostlukları olması onun iyi PR’cı olduğu anlamına geliyor. Mesela siz benim PR’cımsınız beni çok izlenen bir programa çıkartabiliyorsanız, onların kanka grubu içerisinde iseniz o zaman iyi bir PR’cısınız. Halbuki iyi PR öyle midir? Sadece eş dost tanıdıkla yürüyen bir sektör müdür? Yurt dışında bu böyle mi yürüyordur? Bu bence tartışmaya açık bir konu diye düşünüyorum. İyi PR’ın sadece medyanın kilit noktasındaki isimlerle bunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalımdan ziyade bir basın planın, programının olduğu medyada neler yapılacağı konusunda kıyafetten makyaja kadar planlandığı , PR’cının menejer ile iç içe olup bu şekilde hareket ettiği bir çalışma olması lazım. Bizim şuan Aydilge ile çalıştığımız firmanın PR’ımızı iyi yaptığını düşünüyorum bu zaten ivmeden fark ediliyor. Profesyonel bir şirket ile çalışınca her yerde gözükmüyorsunuz. Bazı programlara bazen sanatçı tam da oturmuyor ve sevenleri de bunu istemeyebiliyor. Bizdeki sanatçıların da bu işe business olarak bakmamasından kaynaklanıyor bu durum . Şimdilerde biraz daha farklı bakıyor sanatçılar PR’a ama tabii yeni yeni oluşuyor.
cemsarığlu

Bu alanda çalışacaklar için tavsiyeleriniz var mı? Sektörü önerir misiniz?
1992 senesinde müzik sektörüne girmeyi nasıl kafaya taktığımdan kısaca bahsedeyim. Oradan feyz alabilirler önerip önermem değil de çünkü bu hayati bir konu.1992 yılına kadar ben beş sene piyano çalmıştım ama 1992 yazında babamla bir akşam Bodrum’da yürürken 10-10.30 saatlerinde, Beyaz Ev diye bir bar vardı şimdi yerine başka bir şey açılmış orada inanılmaz güzel bir gitar sesi duydum ve babama buraya bir bakalım dedim. Yavuz Çetin o akşam orada çalıyordu. Tabii ben büyülenmiş bir şekilde kalakaldım. Babam da rock müziği sevdiği için orada iki saat kadar kaldık. Ve ben orada Yavuz’un yanına gittim ve dedim ki; ben bu enstrümanı çalmak istiyorum ne yapmam lazım? , bu benim hayatımı değiştirecek, hissediyorum ben bunu dedim. Bana bir şeyler yazdı Yavuz. Şu enstrümanı al, şuraya git, şunları dinle. Sonra Yavuz benim arkadaşım oldu, beraber gitar çaldık. Bütün konserlerini izledim on yıl boyunca hemen hemen, kaçırdığım çok az konseri vardır. Benim böyle hayatımı değiştiren bir insan oldu ve ben Yavuz Çetin’den çok ilham aldım ve bir de Erkan Uğur’dan. Çünkü ikisi de hayatlarını bu işe vermiş, idealleri uğruna birçok şeyden vazgeçmiş insanlar. Aslında yetenekli olduğunuz da keşfediliyor, gitar dersi aldığım eğitimcinin de teşvik etti beni.. O zamanlarda henüz rock müzik hiç bilinmiyordu ve 2002 senesinde bir akşam kendime söz verdim; estrümanıma çok değer veriyorum, müziğe çok değer veriyorum müziğimi dinleyenlere çalacağım barlarda çalmayacağım, çünkü müzik pek dinlenmiyor böyle yerlerde düşüncesindeyim ve böylece sadece albümlerde yer alacağım dedim..Bunun için çok çalışmam gerekiyordu, Aydilge gibi bir ismin beni seçmiş olması gerekti. Ve ben vazgeçmedim. Bu işi yapmak isteyen genç dostlarıma benim tavsiyem inatçı olmaları, negatifliklerden kendilerini olabildiğince uzak tutmaya çalışmaları, kalpleri kırılacaksa bu işe girmemeleri akıllıca olur hakkınızda kötü şeyler de yazılabiliyor çünkü. Bunlara göğüs germek gerekiyor. Güçlü olmak gerekiyor. Bunlar işin, oyunun kuralları arasında yer alıyor. Ama şarkılarınızın hep bir ağızdan söylendiğini duyduğunuzda hissettiğiniz duygular ise paha biçilemez. Ve bu her şeye değiyor. Ve bunu bir iş olarak görmeliler . Amerikalılar’ın dediği gibi bu business olmalı.

Müzik PR’cıları için bir mesaj istesek?
Sanatçı olarak beklentimi dile getirebilirim ben. “Demassification” kitlesellikten ziyade hedefe yönelik calışma anlamina geliyor

Share This!


Client: Müzik Sektörü Cem Sarıoğlu
Date: 03/18/2014